Yaşam-Eğlence etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşam-Eğlence etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2020 Cumartesi

Baş ağrısından kurtulmanın 10 yolu

Genellikle hafif veya orta şiddette tüm baş bölgesinde ağırlık, gerginlik olarak hissedilen gerilim tipi baş ağrıları pek çoğumuzun yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor.

Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Dr. Aylin Öztürk Yavuz gerilim tipi baş ağrısına karşı almamız gereken önlemleri anlattı.

Soğuk /sıcak uygulaması yapın

Sıcak veya soğuk uygulaması özellikle gerilim tipi baş ağrılarından kurtulma da çok işe yarıyor, gergin kasları gevşeterek baş ağrısından kurtulmada yardımcı oluyor. Sıcak uygulamayı ılık bir havluyla, soğuk uygulamayı ise bir beze küçük buz torbalarıyla yapabilirsiniz. Şakak ya da boyun bölgesi üzerinde bir süre tutun ardından 20 dakikada bir olmak üzere uygulamayı 3 kere tekrarlayın. Baş ağrısından kurtulmanızda yardımcı olacaktır.

Ilık duş alın
Gün içinde gerilen kasları gevşetmek için ılık bir duş yapın. Ne çok sıcak ne de çok soğuk olmalı. Ilık duş kasları gevşeterek baş ağrısından korunmazında yardımcı olacaktır.

Dinlenin

Aşırı yorgunluk da gerilim tipi baş ağrısına neden oluyor. Bu yüzden dinlenmek ya da istirahat etmek ağrıyı önlemek için çok önemli. Dinlenmeye geçildiğinde kan dolaşımı düzenlenmeye başlıyor, böylece tüm organlara, özellikle de beyne oksijen girişi artıyor. Beyinde artan oksijen girişi ağrıda koruyucu etki gösteriyor.

Bol bol su tüketin

Yaşam kaynağımız olan su, kan dolaşımını kolaylaştırıyor ve vücuda gerekli olan elektrolit ile minerallerin dengesini sağlıyor ve baş ağrılarında koruyucu etki yapıyor. Bu nedenle günde 2 litre su tüketmek çok önemli. Alkol, kafein ve şeker tüketimini de azaltmak kan dolaşımını rahatlatıyor ve ağrı yapıcı maddeleri uzaklaştırıyor.

Stresten uzak durun

Günlük yaşam kalitesini bozan depresyon ve anksiyete gibi psikiyatrik bozukluklar baş ağrısını tetikleyen önemli etkenlerden. Yoğun stres altında olduğumuz dönemlerde çok kısa süreliğine de olsa ortamdan uzaklaşmak, kendimize zaman ayırmak, stresten ve baş ağrısından korunmamızı sağlayacaktır.

Gevşeyin

Baş ağrılarını önlemek için stresten uzak durmak ve mümkünse gevşeyebilmek çok önemli. Bunun için derin nefes alma, yoga, davranış terapileri ile akupunktur gibi gevşeme terapilerinden faydalanabilirsiniz. Gevşemeyi başardığınızda beyninizdeki serotonin düzeyi artacak ve baş ağrısından korunacaksınız.

Uyku düzeni çok önemli

Kaliteli uyku sağlığımız için en az su içmek kadar kaliteli büyük önem taşıyor. Özellikle uyku sırasında salgılanan melatonin hormonu, vücudumuz için oldukça faydalı. İyi bir uykunun başlıca ölçüsü ise sabah dinç uyanmak ve gün içinde zinde hissetmek. Uyku düzeninizi günde 6 saatten az, 10 saatten de fazla olmamak şeklinde düzenleyin.

Duruşunuza dikkat edin
Yanış duruş kasların gerginliğini artırarak sağlık açısından pek çok probleme yol açabilir. Kasların gerginliğini azalmak ve baş ağrılarını önlemek için doğru duruş çok önemli. Vücudunuzun dik olmasına dikkat etmelisiniz.

Öğün atlamayın

Uzun süren açlık baş ağrısını tetikleyebiliyor. Bu yüzden öğün atlamamak gerekiyor. Ara öğünlerle birlikte günde 5-6 öğün beslenmeyi ihmal etmeyin.

Düzenli egzersiz yapın

Düzenli egzersiz demek baş ağrılarının azalması demek. Düzenli yapılan egzersiz mutluluk hormonunun salınmasını sağlıyor, kan dolaşımını düzenliyor ve kasları gevşetiyor.

kaynak:http://www.biguddi.com/

Strese karşı 6 koku

Araştırmalar, aromaterapinin stresi azalttığını ve uyumayı kolaylaştırdığını gösteriyor.

Klinik Aromaterapist, Aromakolojist Leyla Çakır, stresi azaltıp uykuyu düzenleyen esansiyel yağlar hakkında şu bilgileri verdi:

LAVANTA

Lavanta uçucu yağı, rahatlatıcı etkisi bakımından üzerinde en çok çalışılmış yağdır. Yapılan çalışmalarda, lavanta yağı ile yapılan aromaterapinin kan basıncını düşürdüğü, beyin dalgalarında ölçülebilir değişiklikler meydana getirdiği ve sinir sistemini sakinleştirdiği bulunmuştur.

Lavanta, hafif insomnia (uykusuzluk) için de yardımcıdır ve daha kaliteli bir uyku sağlar. Lavanta uçucu yağı ile yapılan terapilerin doğum sonrası depresyonunda ve anksiyeteyi (kaygı bozukluğu) azaltmada da yararlı olduğu görülmüştür.

Lavantanın, dişçi muayenehanesi, yoğun bakım ünitesi ve ameliyata hazırlanma odası gibi pek çok tıbbi ortamda da kaygıyı azaltmaya yardımcı olduğu tespit edilmiştir.

Lavanta kokusu, duygusal tepkiler ve anıların bağlı olduğu limbik sistem gibi beyindeki iletişim alanlarını etkilemektedir. Beyin dalgalarının ölçüldüğü elektroensefalografi (EEG) ve fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) kullanılarak yapılan çalışmalarda lavanta ile aromaterapinin rahatlatıcı etkisi ile ilişkili anlamlı değişiklikler görülmüştür.

LİMON YA DA YUZU LİMONU

Japon araştırmacılar tarafından yapılan araştırmaya göre, Yuzu uçucu yağının kokusu, stresi ve kaygıyı azaltarak kalp hızını sadece 10 dakika içinde yavaşlatıyor ve etkisi yarım saat sonrasına kadar devam ediyor. Yuzu, genellikle Asya mutfağında kullanılan Asya tipi bir sarı limon meyvesidir.

Bir Japon geleneği olan yuzu banyosu 18. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Stresi azaltmak için sıcak banyoda dilimlenmemiş yuzular yüzdürülür. Yuzu ya da daha kolay bulunabilen limon kokusunu ortama vermeyi düşünmelisiniz.

BERGAMOT

Geleneksel olarak İtalyan halk tıbbında kullanılmaktadır fakat gerilim ve kaygıyı azaltmaya yaradığına dair pek çok yeni çalışma bulunmaktadır. Bergamot uçucu yağı genellikle gıdalara aroma vermek için kullanıldığı gibi parfümlerde de kullanılıyor. Antibakteriyel, anti-viral gibi özellikleri olduğu da bilinmektedir.

Klinik çalışmalar, bergamot uçucu yağının kan basıncı ve stresi azalttığını göstermektedir.

Son yapılan araştırmalar bergamotun stresi rahatlattığı, kronik ağrıları azalttığı hatta EEG’de beyin dalga şablonunu değiştirebildiğini göstermektedir.

YLANG YLANG

Ylang ylang uçucu yağı, Güneydoğu Asya’da tropik bir ağacın çiçeklerinden elde edilen bir uçucu yağdır. Yapılan bir çalışma Ylang Ylang aromasının sinir sistemini yatıştırdığını göstermiştir.

MİSK ADAÇAYI

Bildiğimiz bahçede yetişen adaçayı ile akraba bir bitki olan misk adaçayı bitkisinden misk adaçağı yağı elde edilir. Misk adaçayı esansiyel yağının, diş tedavisi işlemleri sırasında insanların rahatlamasına yardımcı olduğu bulunmuştur. Misk adaçayı yağı ile yapılan aromaterapinin antidepresan benzeri bir etkisi olduğu da gözlenmiştir.

YASEMİN

Yaseminin rahatlatıcı kokusu tatlı bir aromaya sahiptir. Yasemin uçucu yağı üzerinde yapılan çok fazla bilimsel çalışma bulunmasa da muhteşem aromasını ilebilinen en iyi canlandırıcı ve rahatlatıcı etkili yağlardan biridir. Enerji verir, depresif ruh haline en iyi gelen kokulardan biridir.

kaynak:http://www.biguddi.com/

Çocuğunuz internet bağımlısı olmasın!

Internet ve teknoloji bağımlılığı olan bir çocukta; dil ve konuşma becerilerinde gerilik meydana gelebilir, her seslenildiğinde tepkisiz kalabilir, büyüdükçe dikkat eksikliği, öfke kontrolü sorunu gelişebilir, anne ve babayla, çevresiyle ilişkileri olumsuz etkilenebilir, okul hayatında bir takım sorunlar ve başarısızlıkla görülebilir.

Memorial Diyarbakır Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uz. Psk. Özlem Soysal, internetin doğru kullanımı hakkında bilgi verdi.

Çocukları İnternet Bağımlılığından Korumanın 12 Yolu

1.Çocukları teselli etmek, susturmak, yemek yedirmek için akıllı telefon/tablet vs. gibi aletleri asla kullanmayın

2.Çocuğunuzu tanımaya, yol haritası belirlerken onun neden bağımlı olduğunu anlamaya çalışın.

3.Çocuğunuzun ihtiyaçlarını görmeyi deneyin. Hayatta, aile içi ilişkilerde ve sosyal ortamlarda beslenemediği, tamamlayamadığı faktörleri açığa çıkarın.

4.Günlük internet kullanım saatlerini belirleyin.

5.Haftalık internet kullanımı çizelgeleri hazırlayın, buna göre bir plan oluşturun.

6.Destek grupları ya da aile terapisi gibi yöntemleri hayata geçirin.

7.Çocuklarınızı yetenek ve ilgi alanlarına uygun spor ve sanat dallarına, hobilere yönlendirin.

8.Yapmayı isteyip de fırsat bulamadığı faaliyetleri bir deftere yazmasını sağlayın. İnternet kullanmak için yoğun istek duyduğunda yazdıklarından birini yapmasını isteyin.

9.Çocuğunuzun arkadaşlık ilişkilerini destekleyin, onları bir araya getirecek aktivite planlayın.

10.Çocuğunuzun bilgisayar kullanımını kontrol edin ve sanal ortamdaki arkadaşlarını tanıyın.

11.Bilgisayarlarınızda güvenli internet uygulamalarının olmasına özen gösterin.

12.Uzun süreli bilgisayar kullanan çocuğunuzu engelleyemiyorsanız mutlaka uzman yardımı alın.

Teknoloji bağımlılığı çocukları yalnızlaştırıyor

Teknoloji bağımlılığında ve özellikle de yoğun ekran maruziyetine kalan bir çocukta, yaşa göre farklı belirtiler ortaya çıkmaktadır. Bu durum daha sonra alışkanlık haline gelmektedir. İnternet ve teknoloji bağımlılığı olan bir çocukta; dil ve konuşma becerilerinde gerilik meydana gelebilir, her seslenildiğinde tepkisiz kalabilir, büyüdükçe dikkat eksikliği, öfke kontrolü sorunu gelişebilir, anne ve babayla, çevresiyle ilişkileri olumsuz etkilenebilir, okul hayatında bir takım sorunlar ve başarısızlıkla görülebilir. Ergenlik döneminde ise içe kapanma, sosyal ortamlardan uzak durma ve iletişim güçlüğü ortaya çıkabilir.

Kontrollü internet kullanımı önemli

2 yaşından küçük çocukların internet, TV ya da bilgisayarla karşılaşması gelişim süreçleri açısından uygun değildir. Okul öncesi yaş grubu için günde 30 dakikayı geçmeyecek şekilde internet kullanımı yeterlidir. İlköğretimin ilk 4 yılında ödev haricinde oyun ve eğlence için günlük 45 dakika zaman ayırılabilir. Sonraki yıllarda hafta sonu daha esnek olmakla birlikte günde 1 saat kullanım uygundur. Lise çağında da günlük 2 saat yeterli olmaktadır. Ebeveynler, çocuklarının internette geçirdikleri zamanı takip ettikleri kadar içerikleri de takip etmesi, onları anlamaları açısından önemlidir. Çocuklara, kontrolsüz internet kullanımının zararlarını anlatmaya çalışmaktan kaçınılmamalıdır.

kaynak:http://www.biguddi.com/

25 Ocak 2020 Cumartesi

Unutkanlığa Karşı 10 Etkili Besin

“Tüh, nasıl unutmuşum”,“Tamamen aklımdan çıkmış”, “Unutabilirim, hatırlat”…Bu tür yakınmaları günümüzde sık sık duyuyoruz hiç şüphesiz. Eskiden ileri yaş sorunu olarak görülen unutkanlık, günümüzde yoğun iş temposu, stres ve hatalı beslenme gibi faktörler nedeniyle artık gençlerin bile problemi haline geldi. Kimi zaman bizi oldukça zor durumda bırakabilen unutkanlığın önüne geçmek için atılması en önemli adımlarından biri ise; doğru bir beslenme alışkanlığı edinmek!



“Elbette zihni keskin hale getiren sihirli bir hap veya müthiş bir besin yok. Güçlü bir hafıza için dikkat edilmesi gereken en önemli olan nokta, sağlıklı bir beslenme modelini uygulamaktır” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, beyin fonksiyonlarını destekleyen besinleri anlattı.




Yağlı balık
Somon, hamsi, sardalya ve deniz levreği gibi yağlı balıklar, sağlıklı doymamış yağ olan omega 3 kaynaklarından oldukça zenginler. Yapılan çalışmalarda; Alzheimer hastalarında beyin kümelerine hasar veren beta-amyloid adlı protein, omega 3 ile beslenen kişilerin kan düzeylerinde düşük olarak saptanmış. Omega 3 içeriği yüksek olan balık, aynı zamanda beynin gri bölgesinde bulunan ve beyin hücre zarları için hayati önem taşıyan DHA kaynağı. Omega 3 yağ asitleri özellikle DHA’nın beyin hücreleri arasındaki iletişimi artırıyor.

Bu özelliği sayesinde unutkanlık, bunama ve diğer nörolojik sorun ile hastalıklara karşı koruyucu olabiliyor ve hafızayı güçlendiriyor. Unutkanlığa karşı haftada en az 2 kez balık tüketilmesi gerekiyor. Ancak balığın düşük civa içeriğine sahip olmasına dikkat edin. Köpek balığı, kral uskumru, turna balığı, kılıç balığı, ton balığı gibi büyük ve yaşlı balıklar daha fazla civa içerebiliyor.



Kabak çekirdeği
Güçlü bir antioksidan kaynağı olan kabak çekirdeği beyni serbest radikal hasarından koruyor, bu sayede hücreler savunmasız kalmıyor ve hafıza gerilemiyor. Kabak çekirdeği aynı zamanda iyi bir magnezyum ve çinko kaynağı. Magnezyum öğrenme ve hafıza için çok önemli bir mineral. Günde 1 çay bardağı tuzsuz kabak çekirdeği tüketebilirsiniz.



Nar
Doğal bir bitki pigmenti olan flavonoidler, çilek, yabanmersini, böğürtlen, nar, mürdüm eriği,frambuaz ile siyah dut gibi kırmızı ve mor meyvelere renk vermelerinin yanı sıra hafızanın güçlenmesine de yardım ediyor. 2012 yılında Annals of Neurology Dergisi’nde yayımlanan bir makalede; her hafta, 2 veya daha fazla porsiyon çilek ve yaban mersini tüketen kadınlarda, hafıza kaybının 2,5 yıl daha gerilediği belirtilmiş.



Ceviz
Kuruyemişler iyi bir protein ve sağlıklı yağ kaynakları arasında yer alıyor. Bunların arasında,cevizin hafızayı güçlendirmede çok etkili olduğu belirtiliyor. 2015 yılında UCLA’da (University of California, Los Angeles) yapılan bir çalışmada; yeterli ve dengeli ceviz tüketiminin; öğrenmek, hatırlamak, uyarıları almak, iletişim kurmak, duyguları düzenlemek ve karar vermek gibi durumlarda başarıyı saptayan bilişsel testin başarısını arttırdığı belirlenmiş. Ceviz aynı zamanda E vitamini, diğer bir ifadeyle alfa-tokoferol içeriyor. E vitamini düşük olan kişilerde düşük bir hafıza performansı tespit edilmiş. Dolayısıyla günde 3 tam ceviz tüketmeye özen gösterin.



Ispanak
Ispanak, lahana, roka ve maydanoz gibi yeşil sebzeler beyin sağlığına iyi gelen K vitamini, beta karoten, lutein ve folat içeriyorlar. Araştırmalara göre; bu besinler zihinsel gerilemeyi yüzde 40 oranında yavaşlatıyorlar. Beyin sağlığı için önemli olan sebzeleri haftada 2 kez sofranızda mutlaka bulundurmanız gerekiyor. Ancak yeşil yapraklı sebzeleri satın aldıktan sonra en geç 4 gün içinde tüketmeniz gerekiyor, aksi halde içeriğindeki folat, karotenoid ile flavonoid miktarı azalıyor.



Yumurta
Harvard Medical School, Pediatrik Epilepsi Araştırma Merkezi’nde yapılan bir çalışmada; yumurta sarısında bulunan kolin sayesinde, epilepsi nöbeti kaynaklı hafıza kaybında azalma olduğu ortaya konmuş. Ayrıca kolin ve insan zihni ile algılama düzeyleri arasında güçlü kanıtlar bulunmuş; örneğin hafıza ve öğrenme becerilerini geliştirmesi gibi. Yumurta aynı zamanda iyi bir B12 kaynağı.

Kanda düşük B12 seviyesinin zayıf hafıza ve düşük öğrenme kapasitesiyle ilişkili olduğu belirtiliyor. Yumurtada bulunan protein, B, D ve E vitamini de hafızayı güçlendiriyor. Yumurtanın beyazı kadar sarısı da bir o kadar faydalı. Bu önemli yararları nedeniyle her gün bir adet yumurta tüketmeye özen gösterin.



Zeytinyağı
Bir çalışmada, zeytinyağının içeriğindeki oleocanthal sayesinde Alzheimer hastalığı riskini azalttığı ortaya konmuş. Zeytinyağı bu etkiyi oleocanthalın, beyin hücrelerinde birikip hasar veren beta-amyloid plakların oluşmasını önlemesi sayesinde sağlıyor. Ayrıca içeriğindeki zengin E vitamininin zihinsel kapasiteyi artırdığı ileri sürülüyor.

Antioksidan özellik taşıyan E vitamini yaşlanmayla gelişen; bellekte gerileme, dikkatte azalma, sorun çözme ve karar verme yetisinde azalma gibi durumların oluşma riskini azaltıyor. Bunların yanı sıra zeytinyağının demans riskini de azalttığı biliniyor. Günde ortalama 5 yemek kaşığı zeytinyağı tüketmeniz yeterli olacaktır.



Zerdeçal
Amerika’da yürütülen bir çalışmada, zerdeçalın etkin maddesi kurkuminin Alzheimer hastalarında görülen amyloid plaklarını temizleyen makrofajlara yardım ettiği tespit edilmiş. İmmün sistemde önemli rol oynayan makrofajlar enflamasyona sebep olan yabancı proteinleri ve onların etkilerini ortadan kaldırıyor, ölü ve yaşlanmış hücreleri parçalıyor.

Kurkumin güçlü bir antioksidan, bu sayede beyni lipit peroksidasyonundan (yağların yapısal değişikliğe uğraması) ve nitrik oksit radikallerinden koruyor. Aksi halde yaş ilerledikçe, savunma sisteminin etkinliği azalıyor; hücreleri yıpratıcı etkenler ile ona karşı koyan savunma sistemi arasındaki dengenin bozulması da hücrelerin ölümüyle sonuçlanıyor. Bu da unutkanlık riskini arttırıp, zayıflamış bir hafızayı beraberinde getiriyor. Zerdeçalı yoğurda veya salatalarınıza ekleyebilirsiniz.



Bitter çikolata
Bitter çikolatada bulunan kakao flavonoidleri öğrenmek ve hatırlamak, uyarıları almak, iletişim kurmak, duyguları düzenlemek ve karar vermek gibi bilişsel fonksiyonları iyileştiriyor, öğrenme ile hafıza üzerinde olumlu etki ediyorlar. Flavonoidler yaşlanmayla oluşan zihinsel gerilemeyi de yavaşlatıyorlar. Haftada 40 gram bitter çikolata tüketebilirsiniz.



Mercimek
Mercimek, nohut, soya fasulyesi ve kuru fasulye gibi kuru baklagiller; folat, potasyum ile demir içeriyorlar. İçeriklerindeki folat sayesinde her yaş grubunda hafıza performansını olumlu etkiliyorlar. Pennsylvania Eyalet Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada; demir eksikliği olan genç kadınlarda, demir eksikliğine bağlı unutkanlık oluştuğu saptanmış.

Kuru baklagiller içerdikleri yüksek B vitamini sayesinde beyin ve sinir sistemi için çok değerliler. Sinirler arası sinyal geçişini sağlayan nörotransmitter yapımına yardım ederek hafızayı güçlendiriyorlar. Daha güçlü bir hafıza için haftada en az bir kez kuru baklagil tüketmeyi alışkanlık haline getirmelisiniz.

Kaynak Fotoğraflar: iStock, Alamy, Pexels, Pixabay
kaynak:http://www.hurriyet.com.tr/mahmure/

Konservelerdeki Gizli Tehlike: Botulizm

Uygun koşullarda yapılmayan ve saklanmayan konserveler ölümcül olabiliyor. Konservelerde ortaya çıkan botulizm toksinin sadece bir çay kaşığının yüz binlerce insanı öldürmek için yeterli olduğunu söyleyen Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Y. Birol Saygı, botulizm belirtilerini ve evde konserve yaparken dikkat edilmesi gereken noktaları anlattı.



Uygun şekilde yapılmazsa konserve gıdalar botulizme neden olabilir. Çift görme, bulanık görme, sarkık göz kapakları, konuşma bozukluğu, yutma güçlüğü, kalın bir dil, felç, kuru ağız ve kas güçsüzlüğü gibi belirtileri olan botulizm, genellikle toksini taşıyan bir yiyeceği yedikten 12 ila 36 saat sonra ortaya çıkıyor. Bu belirtileri fark ettiğinizde derhal doktorunuza başvurun veya acil servise gidin.



Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte konserve tüketimi arttı. Yazdan evlerde yapılan konserveler şimdilerde yemek masalarında bolca yer buluyor. Ancak her yenen konserve yemeği sağlıklı sonuçlar doğurmuyor. Son zamanlarda konserveden zehirlenenlere ilişkin haberler basında sıkça yer bulmaya başladı. En son Elazığ’da misafirliğe gittikleri evde yedikleri semizotu konservesinden altı kişi zehirlenmişti. Konservelerden kaynaklanan zehirlenmeler ölümle bile sonuçlanabiliyor.



Küçük bir lokma bile…
Botulizm, Clostridiumbotuwlinum adı verilen mikroorganizma tarafından üretilen bir toksinin neden olduğu nadir fakat potansiyel olarak ölümcül bir hastalıktır. Mikrop, toprakta bulunur. Yiyeceklerin uygun şekilde konserve edilmemesi durumunda belirli koşullarda hayatta kalabilir, büyüyebilir ve toksin üretebilir. Toksin sinirleri etkileyebilir; kişiyi felç edebilir ve hatta ölüme neden olabilir. Botulinum toksinini göremez, koklayamaz veya tadamazsınız ancak bu toksini içeren küçük bir lokma bile ölümcül olabilir.



Düşük asit ve az şekere dikkat!
Botulinum toksini yapan bakteriler birçok yerde doğal olarak bulunuyor. Bu bakteriler kendilerini korumak için sporlar yapıyorlar. Sporlar genellikle yenildiğinde insanların hastalanmasına neden olmuyor ancak belirli koşullar altında, bu sporlar büyüyebiliyor ve bilinen en ölümcül toksinlerden birini yapabiliyor. Sporların büyüyebileceği ve toksin yapabileceği koşullar; düşük oksijen veya oksijensiz (anaerobik) ortam, düşük asit, az şeker ve tuz, belirli bir sıcaklık aralığı ve belli bir miktarda su…



Hangi gıdalar riskli?
Düşük asitli gıdalar 4.6'dan yüksek bir pH seviyesine sahiptir. Bu gruba sebzeler, çorbalar, yemekler, tüm etler, balık ve deniz ürünleri girmekte. Yüksek asitli gıdalar ise 4.6'dan düşük bir pH seviyesine sahip. Bu gruba meyveler giriyor. Bu tür gıdalar; botulinum bakterilerinin büyümesini önlüyor. Ayrıca, çok fazla konserve yapılan domates ise pH değeri 4-4.3 düzeyinde olup tehlike sınırına yakın bir sebze… Bu nedenle domatesler konserve edilecekse ilave asit gerektirir. Domateslerin güvenli konserve edilmesi için limon suyu ilave edilmesi gerekir. Asit içeriğini yükseltmek için sirke de kullanılabilir.



“Kaynatma ve sıcaklık önemli”
Pastörizasyon işlemi 1000C’nin altında, sterilizasyon işlemi 1000C’nin üstünde yapılan ısıl işlemdir. Mutfağımızda açıkta kaynatma işleminde sıcaklık, hiçbir zaman 1000C üzerine çıkamaz. Bu nedenle açıkta kaynatma ile gıdaları sterilize edemeyiz. Bu işlem için basınçlı kaplar gerekmektedir. Düdüklü tencerede bir basınçlı kaptır. Ancak, sıcaklık maksimum 103-1050C sıcaklıklarına çıkar. Sterilizasyon güvencesi için sterilizasyon işleminin 115-1200C arasında kavanozların büyüklüğüne göre uygun sürelerde basınçlı kaplarda yapılması gerekmektedir. Düdüklü tencerelerde bu mümkün değildir. Yiyeceklerin türü ve kavanozun büyüklüğüne göre yeterli işlem sürelerinin uygulanması çok önemlidir.



"Yanlış konserve" yapmayın
Düşük asitli gıdaları basınçlı kaplar yerine kaynar suda tutmak “yanlış konserve” işlemi olarak biliniyor. Botulizm sporlarını öldürecek olan 1160C'ye kaynar tencerede ulaşmak mümkün değil. Clostridiumbotulinum sporları, havası olmayan, 210C ile 430C arasındaki bir sıcaklıkta, yüzde 35'ten fazla nem içeren bir ortamda büyür. Bu tam olarak mutfak dolabında saklanan bir konserve kavanozun sıcaklığıdır. Ancak ev konservecileri için iyi haber; botulizmin yüksek asitli gıdalarda yaşayamamasıdır. Bu da, turşular, reçel ve meyveleri kaynar su banyosunda (normal bir tencereyle yapabileceğiniz) güvenle işleyebileceğiniz mutlu gerçeğe dönüşür. Donmuş sıcaklıklar ve yüzde 35'in altındaki nem seviyeleri, botulizmi inaktif hale getirir. Bu yüzden dondurulmuş ve susuz gıdalarla ilgili bir endişeye gerek yok.



Botulizmin belirtileri…
Gıda kaynaklı botulizm belirtileri genellikle toksini taşıyan bir yiyecek yedikten 12 ila 36 saat sonra ortaya çıkıyor. Bazen işaretler 6 saat kadar kısa veya 10 gün kadar geç bir sürede de görülebiliyor. Semptomlar ne kadar çabuk ortaya çıkarsa, vaka o kadar şiddetli oluyor. Botulizm’in belirtileri; çift görme, bulanık görme, sarkık göz kapakları, konuşma bozukluğu, yutma güçlüğü, kalın bir dil, felç, kuru ağız ve kas güçsüzlüğü… Botulizm zehirlenmesi tıbbi bir acil durum gerektirir. Siz veya tanıdığınız biri gıda kaynaklı botulizm belirtileri gösteriyorsa, derhal doktorunuza başvurun veya acil servise gidin.



Evde konserve yaparken nelere dikkat etmeli?
Botulizm tehlikesinden uzak kalmak için evde konserve yaparken çok dikkatli olmak gerekiyor. İşte evde konserve yaparken dikkat edilmesi gereken noktalar şunlar:

Doğru ekipmanı kullanın: Basınçlı konserve, düşük asitli yiyecekleri konserve yapmak için önerilen tek yöntemdir. Düşük asit içeriği olan gıdalar evde konserve ile ilgili botulizm vakalarının en yaygın kaynaklarıdır. Düşük asitli gıdalar hemen hemen her sebzeyi, bazı meyveleri, sütü, tüm etleri, balıkları ve deniz ürünlerini içerir. Düşük asitli yiyecekler için kaynar su konserveleri kullanmayın; çünkü botulizme karşı koruma sağlamazlar.



Şüphe duyduğunuzda atın: Yaptığınız konservelerin güvenli olup olmadığını belirlemek için asla yiyecekleri tatmayın. Herhangi bir şüpheniz varsa, yiyecekleri yemeyin, atın. Evde yapılmış hazır konservelerde toksin veya diğer zararlı mikroplar olabilir.

Tehlike belirtileri neler? Konservelerin kapakları sızdırıyorsa veya şişmişse; ambalajlar hasarlı, çatlamış veya anormal görünüyorsa, ambalaj açıldığında sıvı- köpük püskürtürse ya da ambalajdaki gıda küflü veya kötü kokuyorsa tehlike var demektir. Bu tür gıdaları hemen çöpe atın.

Çamaşır suyu ile silin: Şüphe duyduğunuz konserve açıldığında mutfakta dökülürse, döküntüyü her 2 bardak su için 1/4 fincan çamaşır suyu kullanarak silin.



Yemeden önce pişirin: Ev yapımı konserve gıdaları, direkt olarak tüketmekten ziyade yemeden önce 20 dakika boyunca pişirilmesi güvenlik açısından çok önemli. Güvenliğiniz için bu ekstra güvenlik adımını mutlaka uygulayın.

Yeni kapak kullanın: Cam kavanozlar için sıfır kapak kullanmak çok önemli. Eski kapaklar kesinlikle kullanılmamalı. Konserve kavanozlarını ve halkalarını yıldan yıla tekrar kullanabilirsiniz ancak konserve işleminiz için her zaman yeni kapaklar satın almanız zorunludur.

Kaynar sudan geçirin: Kavanozlar doldurulmadan önce mutlaka kapaklarla birlikte kaynar sudan geçirilmeli. Kavanozları sterilize etmenin en iyi yolu, onları en az 10 dakika kaynar suya koymaktır. Konserve işlemi sırasında ılık bir fırına yerleştirmek kavanozların sıcak kalmasına yardımcı olur ve steril durumlarından ödün vermez.

Temizlik, temizlik, temizlik: Konserve gıdaların hazırlanmasında en önemli kural temizliktir. Konserve işlemi sırasında mutfağınızı ve çalışma alanınızı steril hale getirmek çok önemli. Bölgenizi temiz tutmak ve çapraz kontaminasyon olmadığından emin olmak için maşalarınızı ve diğer konserve aletlerinizi sadece birkaç saniye kaynar suya batırın.

kaynak:http://www.hurriyet.com.tr/mahmure/

Pancarın Hiç Bilmediğiniz 8 Kullanım Alanı

Pancar, içeriğindeki vitaminlerin ve sağlıklı bileşenlerin faydaları sayesinde oldukça popüler bir besin. Kan basıncını düşürüyor, kansızlığı önlüyor, karaciğeri güçlendiriyor... Ancak sadece sağlığa yararlarıyla değil bunun dışında da birçok alanda kullanılıyor. Peki pancardan başka hangi alanlarda faydalanabiliriz, işte cevabı...



1. Doğal bir allık olarak kullanın
Günümüzde böyle değil belki ama, eskiden insanlar canlı bir görüntü yakalayabilmek için pancarı doğrudan yanaklarına sürerdi. Siz de bunu yapabilirsiniz ya da biraz zaman harcayarak kendi 100% doğal allığınızı pancardan oluşturabilirsiniz. Birkaç adet pancarı soyun ve dilimleyin ve tamamen çıtır bir hale gelene kadar fırında pişirin. Sonrasında bir mikser yardımı ile çekip pembe bir pudraya dönüştürebilirsiniz.



2. Vücudunuz ve cildiniz için bir detoks
Pancar cildinizi aknelerden, selülit, sivilceler ve diğer istenmeyen lekelerden kurtarmak için en güçlü sebzelerden biridir. Bu sebzenin etkilerini görmek için her hafta bir kez özel bir pancar detoks içeceği içebilirsiniz. Bir salatalığı soyun, soyulmuş ve dilimlenmiş bir pancarı, dilimlenmiş bir elmayı mikser ile püre haline getirin. Çekirdeklerini süzün ve için!



3. Göz alıcı bir cilt için pancar yiyin!
Sahip olduğu çeşitli faydalar ile sadece pancar yemek bile cildinizi saf bir görünüme kavuşturacaktır. Evet sadece yemek yeterli, özel bir tarif ya da mikserler yok! Haşlayarak ya da fırında; pancar iki şekilde de yararlı ve vücudunuzu toksinlerden arındırmaya hazır.



4. Selülitten kurtulun
Pancar cildinizi yağlı hücrelerden ve toksinlerden arındırır. Sağlıklı ve fit olmanıza yardımcı olur. Bu etkiyi hızlandırmak için, pancarı greyfurt ile karıştırarak özel bir anti-selülit meyve suyu hazırlayabilirsiniz. Neden mi greyfurt? Bu meyve aynı zamanda selülit karşıtı özellikleriyle bilinir.



5. Saçınızı boyayın
Eğer doğal bir kestane rengi veya sadece kızıl ışıltılar eklemek istiyorsanız, kimyasal saç boyası kullanmamak için tarifimiz hazır. Bir miktar pancar suyunu kına tozuna ekleyin (su olmadan), karıştırın, ve saçınıza uygulayın. Maksimum etki için her hafta kullanın.



6. Aknesiz bir cilt
Pancar tüketmek akneden kurtulmak ve cildinizi arındırmak için harika bir yoldur. Özel bir havuç- pancar akne karşıtı meyve suyu hazırlayarak doğal bir detoks etkisi yakalayabilirsiniz. İhtiyaç duyacağınız malzemeler: 2 havuç, bir pancar, ve yarım bardak su. Hepsini karıştırın, çekirdeklerinden ayırın, ve için! Haftada birkaç kez tüketebilirsiniz.



7. Tonik olarak kullanın
Eğer yağlı bir cildiniz varsa, pancar size bu konuda da yardımcı olabilir! Belli başlı meyve ve sebzelerden hazırlanan buz küplerini duymuşsunuzdur. Pancar ve limon suyundan buz küpleri hazırlayın, her gün temiz cildinize uygulayın, ve cildiniz hem ihtiyaç duyduğu nemi sağlasın hem de ışıldasın!



8. Doğal kırmızı dudaklar
Taze bir dilim pancarı basitçe dudaklarınıza sürebilir, veya size özel doğal tonlarda bir ruj hazırlayabilirsiniz. Gerekenler: bir çay kaşığı pancar tozu, bir çay kaşığı hint yağı, ve bir çay kaşığı karite yağı. Karite yağını bir bardakta eritin (kaynar suya koyabilirsiniz), ardından diğer malzemeleri ekleyip karıştırın. Karışım buzdolabında 10-20 dakika bekletin ve rujunuz hazır. Aynı zamanda yanaklarınız için kullanabilirsiniz.

Kaynak Fotoğraflar: Alamy
kaynak:http://www.hurriyet.com.tr/mahmure/

Bu Faydaları Pek Bilinmiyor: Ada Çayı Tüketmek İçin 10 Neden



"Ada çayı, hemen hepimizin mutfağında olan, çayını demlediğimiz bir bitki. Genelde regl sancılarını azaltmak için kullanılan ada çayının etkileri sadece bununla sınırlı değil. Ada çayını hayatınıza dahil etmeniz için 10 harika nedeni aşağıya bırakıyoruz!"

Ada çayı çok eski çağlardan beri bilinse de özellikle Ortaçağ’da şifalı bir bitki oluşu ile yayıldı ve insanlar her derde deva olacağını düşünerek bahçelerinde ada çayı yetiştirmeye başladılar. Çoğunlukla Akdeniz bölgesinde yetişen ve ballıbabagillerden olan bu bitki, kokulu bir bitki türüdür. 'Dişotu’ veya 'Meryemiye' olarak da bilinen ada çayı kışın yaprak dökmez ve yazın ilk aylarında açar. Ayrıca ada çayı güçlü antioksidan bileşenler içerir.

Ada çayı tüketmek için 10 neden

1- Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. İçerdiği bileşenler bağışıklık sistemine gelebilecek darbelere karşı koruyucu bir kalkan görevi görür. Öte yandan ada çayının yaraları iyileştirici özelliği de vardır. Çay olarak tüketilebileceği gibi, merhem halinde cilt yaralarında kullanılabilir.

2- Unutkanlığa karşı oldukça faydalıdır çünkü hafızayı güçlendirir ve kuvvetlendirir. Alzheimer ve demans hastalıklarına olumlu yönde etkisi olduğu gözlemlenmiştir.

3- İç organlarda oluşabilecek iltihapları engeller. Ada çayının içilerek tüketilmesi özellikle solunum ve sindirim sisteminde oluşan iltihapları giderebilir. Eklem hastalıklarına, romatizma hastalıklarına ve kalp hastalıklarına iyi gelir.

4- Boğaz hastalıklarında oldukça hızlı bir etkisi vardır. Larenjit ve faranjit gibi oldukça sık görünen boğaz iltihaplarında sık sık tüketilmesi önerilir. Öksürüğü en az seviyeye indirir.

5- Astım hastaları için yararlıdır. Solunum sistemini rahatlatır, göğüsü açarak rahat ve yeterli seviyede nefes alabilmemizi sağlar. Buharlaştırılarak solunum yoluyla almak da sizi rahatlatacaktır.

6- Diş sistemine faydalıdır. Dişleri güçlendirir ve beyazlatır. Ayrıca içeriğinde antimikrobiyal ve antiseptik bileşenleri olması nedeniyle diş eti sorunlarını engeller.



7- Sindirim sistemini rahatlatır. Etkili bir gaz söktürücü oluşuyla hazmı kolaylaştırır ve sindirime yardımcı olur. Ayrıca mide bulantısını da önler.

8- Kan dolaşımını temizler. Kan temizleyici etkisiyle vücuttan toksinleri uzaklaştırır ve karaciğer hastalıklarında faydalıdır.

9- Terlemeyi azaltır. Belirli bir süre düzenli kullanıldığı takdirde terleme sorununu yarı yarıya azalttığı gözlemlenmiş bir sonuçtur.

10- Sinir sistemini rahatlatmaya yardımcı olduğu kanıtlanmıştır. Depresyon ve strese iyi gelir.

Ada çayı nasıl kullanılır?

Demleyerek içebilirsiniz. Ada çayını aktarlardan direkt bitki haliyle ya da marketlerden sallama poşetler içerisinde satın alabilirsiniz. Çay fincanı için 1 çay kaşığı ada çayı demlemek yeterli olacaktır. Aynı şekilde bir fincanda 1 sallama çay poşeti kullanın. Beş dakikadan fazla demlerseniz tadı çok acı olur. Yine de günde 2-3 bardaktan fazla içmemeye dikkat edin.

Ada çayını çay olarak tüketebileceğiniz gibi yemeklerinize katabilirsiniz. Özellikle et yemeklerinde tat ve koku vermesi için sık kullanılır. Et haşlamalarınıza biraz ada çayı ekleyerek hem hoş bir koku yayılmasını, hem de hafif bir aroma vermesini sağlayabilirsiniz.



Ada çayı yakmanın kötü enerjiyi uzaklaştırdığına inanılır. Evinizde ara sıra ada çayı yakarak hem kötü enerjilerden uzaklaşabilir hem de evinize hoş bir koku verebilirsiniz. Öte yandan ada çayının kokusunu solumanın stresi azalttığı da söyleniyor.

Ada çayının yan etkileri

Doğadaki her şeyin olduğu gibi ada çayının da fazla tüketilmesi birtakım sağlık sorunlarına neden olabiliyor.

Uzmanlar, hamileler ve yüksek tansiyon hastalarının ada çayı tüketmesini önermiyor.

Ada çayının fazla tüketimi kan basıncını yükseltebiliyor, kalp çarpıntısına neden olabiliyor ve hormon dengelerini bozabiliyor.

kaynak:http://www.hurriyet.com.tr/mahmure/

Grip Salgınına Karşı Dikkat Edilmesi Gerekenler



"Son günlerde giderek artan grip salgını vakaları hastanelerin acillerini doldururken, geçtiğimiz hafta iki çocuğun domuz gribi olarak bilinen H1N1 virüsünden öldüğü şüphesi, hastalığın ulaştığı ciddi boyutu da gözler önüne serdi. Gribe yakalanmadan önlem almak gerektiğini söyleyen Farmakognozi ve Fitoterapi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, gripten korunmanın yollarını anlattı."

Çörekotu, ıtır, nar kabuğu, zencefil, zerdeçal, Reishi mantarı, propolis bağışıklık sisteminizin güçlenmesine yardımcı olur. Ama bunları akılcı bir şekilde kullanmak önemli. Bitkilerle tedavide hem miktarı hem de neyi ne ile kullanacağınıza dikkat etmeniz gerekir. ‘Daha fazla alırsam daha faydalı olur’ gibi bir düşünceye kapılmamak gerekiyor, çok ciddi yan etkileri olabilir. Kış boyunca sabahları bir çay kaşığı çörek otunu toz haline getirip aç karnına yutun. Bağışıklık sistemini desteklemek için çoluk çocuk, herkes için uygun.

Risk faktörlerine dikkat

Toplu taşıma kullanan, kapalı ortamlarda, plazalarda, alışveriş merkezlerinde çalışanlar ve hastane personelinin özellikle gribe yakalanma konusunda risk altındadır. Bu kişiler halsizlik, boğazlarında yanma gibi etkiler gördüklerinde eczanelerde satılan ve virüsler üzerinde etkili olabilen bitkisel tıbbi ürünler yani takviyeler ve pastillerden yararlanabilirler.

Dikkat! Şekerli pastiller mikropları çoğaltıyor

Pastiller şekerle yapılır. Fakat yapılan çalışmalar şekerin mikropların gelişmesi için ortam yarattığını ortaya koyuyor. Ağız içine yerleşen mikroplar birbirleriyle haberleşerek, mesajlaşarak çoğalırlar. “Çoğalalım” mesajını verirken ortamda şeker olduğunda salgıladıkları glikozil transferaz enzimiyle bu şekeri biyofilm yapıyorlar ve ağzın içerisini, dişlerin üzerini kaplayarak, buralara yapışıp çoğalmaya başlıyorlar. Enfeksiyonun şiddetlenmesine neden oluyorlar. Burada önemli olan tedbir, mikroorganizmaların çoğalmadan durdurulması. Bu nedenle tercih edilen pastillerin şeker içermemesi ve mikroorganizmaların birbiriyle iletişimini kesecek içeriğe sahip olması gerekiyor. Mikropların iletişimini kesen bu moleküller nar kabuğu, zencefil, zerdeçalda bulunuyor. Bu üçlü hastalıklara karşı iki yönlü koruma sağlıyor, hem virüsün yayılmasını engelliyor, hem de vücudu zayıflatan bakterilerin gelişmesini önlüyor.

Narın kendisi değil, kabuğu mikropların çoğalmasını engelliyor

Siyadin grubu bileşikler nar meyvesinin içerisinde düşük orandadır, meyvenin kabuğunda bulunur. Ancak meyvenin kabuğunu doğrudan tüketmek, dozu ayarlamak zor. Çünkü fazlası tansiyonu düşürüp, bayıltabilir. Bu yüzden hazır kapsül formlarını almak gerekiyor. Ayrıca tekrarlanabilir tedavi cevabı için standart ekstrakta sahip olmaları önemli.

Standardize edilmiş bitkilerle koruma sağlayabilirsiniz

Aktarlarda satılan ürünlerin gerçek ürün olup olmadığı bile belli değil, kaldı ki aktarlardaki ürünlerde aflatoksin gibi zehirli mikroorganizmalar gelişebiliyor. Böyle ürünler kullanıldığında da karaciğeriniz bile elden gidebilir. Aktardan aldığınız bitkinin içerisinde etkili madde var mı yok mu bilemezsiniz. Çünkü bitkiler kurutulurken farklılaşır. Dolayısıyla kullanılan bitkisel ürünlerin standart ekstrakt olması lazım. Standart ekstrakt olmadığında tedavi de olmaz. Standart ekstrakt şeklinde imal edilen ve sunulan ürünler sayesinde bitkilerin tüm faydalarından yararlanabiliriz.

Önlem alınmazsa grip salgını büyüyebilir

Grip mikrobunun en çok yayıldığı yer okullar. Oradan da anne-babalara geçiyor. Önlem alınmazsa grip salgını büyüyebilir. Gribe karşı etkili ilaç yok denecek kadar az. Herkese aynı ilaçlar yazıldığı için mikrop bu ilaçlara karşı direnç geliştiriyor. Bu nedenle tekrar söylüyorum, koruyucu tedbirler almak önemli. Ocak ayının sonuna geldik, ardından yine bir mevsim geçişi bizi bekliyor. Bu dönemlerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için tıbbi bitkisel ürünleri iki aylık kürler halinde kullanmanızı öneriyorum. Yanınızda şekersiz ve mikroplarla iletişimi kesen pastillerden bulundurun. Çevrenizde öksüren, hapşıran biri varsa ya da kendinizi kötü hissediyorsanız ağzınıza bir tane atın.

kaynak:http://www.hurriyet.com.tr/mahmure/

14 Kasım 2019 Perşembe

Her Gün Kahve İçmenin Faydaları



"Kahve, birçok insanın vazgeçilmez içeceklerinden biridir. Kimisi sabah uyanır uyanmaz kahveye sarılır, kimisi yemekten sonra keyif yapar. Peki kahvenin vücudumuza ne gibi yararları var? Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, her gün kahve içmenin faydalarını anlattı."

Geçmişi çok eskilere dayanan kahvenin yolculuğunun nasıl başladığına dair birçok hikaye vardır. En keyifli olanı ise Etiyopyalı bir çobanın kahve çekirdeği yiyen koyunlarının çok daha hareketli olduğunu fark etmesidir. Hikayenin devamı nasıl şekillendi bilinmez ama bugün adım attığımız her yerde kahve zincirlerini görmemizin arkasında kahvenin vücudumuz üzerindeki mucizevi etkileri vardır.

Dünya üzerinde en çok tercih edilen beyin uyarıcılarından biri olan kahve, kimi zaman bir öğrencinin ders çalışmak için sabahladığı zamanlarda yanında yer alır. Kimi zamansa yoğun bir güne adım atacak çalışanın daha enerjik hissetmesini sağlaması için… Bazen keyifli sohbetlere eşlik eden kahve, bazen de kendini dinlemek isteyen birinin yanındaki tek arkadaşıdır. Dolayısıyla kahve, insan ırkı var olduğu sürece dünya üzerindeki egemenliğini sürdürmeye devam edecektir.

Kahve ile beyne uyanma hizmeti

Kahvenin içeriğindeki etkin maddeler, beyinde bir tür uyarıcı görevi görüyor. Şu şekilde açıklamak gerekirse vücut uyanık kaldıkça beyinde adenozin adı verilen bir madde birikmeye başlıyor. Bu madde ne kadar çok birikirse vücut da kendini o kadar yorgun hissetmeye başlıyor. Kahvenin içindeki kafein ise dolaşım sistemi aracılığıyla beyne ulaşıyor. Kafein karşısında adenozin etkisini gösteremediği için kişi kendini daha enerjik ve uyanık hisseder. Belki de dünya üzerinde petrolden sonra en çok tüketilen ürünün kahve olmasının nedeni de tam olarak budur.

Kahvenin hafızayı güçlendirdiğini biliyor musunuz?

Son zamanlarda Alzheimer ile ilgili yapılan araştırmalar kahvenin hafıza ile derin bir ilişkisi olduğunu ortaya koymuştur. Burada yaş gibi bazı değişkenler kahvenin hafızaya olan etki derecesini değiştirebiliyor. Örneğin çocukluk döneminde tüketilen kahve beyin hücrelerindeki sayının azalmasına yol açarak olumsuz bir tabloya yol açarken, yetişkinlik döneminde tüketilen kahve hafızanın gelişimi açısından olumlu sonuçlar yaratıyor.



Bu konuda yapılan bir araştırmada normalde kahve içen ve hiç kahve içmeyen gruplara bir dizi fotoğraf gösteriliyor. Fotoğraflardan sonra bir gruba kafein içerikli tabletler, diğer gruba ise herhangi bir etkisi olmayan ilaçlar veriliyor. Ertesi gün fotoğraflarda çok küçük değişiklik yapılarak tekrar gösterildiğinde kahve içenlerin bu farkları çok daha kolay fark ettikleri gözlemlenmiştir. Derin bellekle ilgili olan ve desen ayırma olarak tanımlanan bu beceri, kafeinin hafıza üzerinde yarattığı etki olarak yorumlanmıştır.

İyi bir hafıza için günde 1 bardak kahve…

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, kahvenin içerdiği kafein maddesi, Alzheimer oluşumunda rol oynayan beta amiloid birikimini azaltıyor ve böylece Alzheimer gelişmesinin önünde güçlü bir engel yaratıyor. Bu sebeple her gün vücuda alınan kafein, iyi bir hafıza için önemli bir belirleyici oluyor. Ancak her uyaran madde gibi zamanla kafeine karşı da vücut, direnç kazanabilir. Bunu önlemek için her gün 1 bardak kahve içmek hem hafıza hem de vücut için en ideal olandır.

İyi bir hafızanın yanı sıra kahve;

Beyin işleyişini geliştiriyor,

Depresyon riskini azaltarak ruhu iyileştiriyor,

Günlük olarak tüketildiğinde metabolizmayı hızlandırıyor,

Yorgunluğa karşı toleransı arttırdığı için çok daha kolay egzersiz yapılmasını sağlıyor.

kaynak:http://www.hurriyet.com.tr/mahmure/

Cilt Lekelerinin 7 Temel Nedeni

Cilt lekeleri, cildin bazı alanlarında normalden daha fazla melanin üretilmesi sonucu oluşurlar. Melanin gözlere, cilde ve saça renk veren pigmenttir. Ciltteki koyu alanlar sağlık açısından çoğu zaman bir risk oluşturmasa da kozmetik nedenlerden dolayı can sıkan bir duruma dönüşebiliyor. Medikal Estetik Hekimi Dr.Metehan Özgür konu hakkında bilgiler verdi.



Birçok sebebi olmakla beraber en sık iki sebep güneş ışınları ve yaşlanmadır. Lekelerin renkleri açık kahverengiden çok koyu kahverengi hatta siyaha kadar değişebilir. Bu renk tonları, kişinin cilt tonuna bağlıdır ve ağrısızdırlar.

Cilt lekeleri aynı zamanda değişik boyutlarda olabilirler ve vücudun herhangi bir bölgesinde ortaya çıkabilirler ama çoğu zaman da bu bölgeler güneşe maruz kalan alanlardır. Cilt lekelerinin en sık bulunduğu alanlar elin arkası, yüz, sırt ve omuzlardır. Daha koyu tene sahip bireylerde leke de daha koyudur. Normal zamana bırakıldığında oluşan en küçük lekenin kendiliğinden geçme süresi yaklaşık 12 aydır ve çok yavaş solar. Cilt lekelerinin 7 başlıca nedeni vardır. Başlıcaları şöyledir:



Güneş hasarı
Adı üzerinde güneş lekeleri ya da solar lentigo denilen lekeler güneş ışınlarına ya da solaryuma yüksek dozda ve sürede maruz kalma sonucu meydana gelirler. Bu yüzden de yaz mevsimi lekelerin en çok görüldüğü dönemdir bu nedenle de leke tedavisi için bize başvurulma zamanı da en çok sonbahar ayları olmaktadır. Vücutta güneşe en çok maruz kalan bölgeler yüz, eller, göğüs ve sırttır.



Hormonal değişiklikler
Melasma, genellikle üreme dönemindeki kadınlarda görülen lokal leke artışı tablosudur. Kahverengi, ten rengi ya da mavimsi gri renk koyulaşmalarına neden olur. Bu durum özellikle gebelik süresinde artış gösterir çünkü hormonlar tarafından tetiklenir.



İlaç yan etkileri
Belli başlı bazı ilaç tedavileri pigmentasyonu artırıp beraberinde cilt lekelenmesini getirebilirler. En yaygın grup ise non-steroid anti enflamatuarlar, tetrasiklin grubu antibiyotikler ve piskotropik ilaçlardır.



Enlfamasyon
Cilt lekeleri deride meydana gelen bir enflamasyondan sonraki süreçte de görülebilirler. Leke meydana getiren bazı enflamasyon örnekleri egzema, sedef hastalığı, akne ve cilt yaralanmalarıdır.



Yara iyileşmesi
Böcek sokmaları, yanıklar ya da kesilerden sonra oluşan yaraların iyileşmesi sırasında da lekeler oluşabilir. Zamanla solabilirler.



İritasyon
Bazı kalitesiz cilt kremleri ve saç boyalarının teması cildi irite edip lekelere sebep olabilirler.



Diabet
Şeker hastalığı vücutta neredeyse heryerde tahribata neden olurken cildi atlamaz ve koyulaştırır. Şeker hastalığı ilişkili durumlar arasında akantozis nigrikans ve diabetik dermopati de bulunur ve bunlar çoğu zaman hastalar tarafından yaşlılık lekeleriyle karıştırılır.



Leke tedavisi yöntemleri nelerdir?
Öncelikle leke tedavisinin çok zor ve zaman gerektiren bir tedavi olduğunu belirtmemiz gerekir. Hastalar bunu bilerek tedaviye başlamalılardır. En iyi tedavi tabi ki nedene yönelik olandır ve de altta yatan hastalığı düzeltmek temeldir. Leke tedavileri için Thulium lazer tedavileri, mezoterapi, kriyoterapi, evde uygulanabilecek yöntemler, cilt kremleri, doğal çözümler ve kozmetik ürünler gibi... Ancak leke tedavisi için öncelikle mutlaka alanında uzman bir hekime başvurulmalıdır.

kaynak:http://www.hurriyet.com.tr/mahmure/

Yüz Yıkarken Sıklıkla Yapılan 7 Hata

Yüz yıkamak, günlük hayatta yapılması gereken en önemli ritüellerden biridir. Sağlık bir cildin en temel kuralı temizliktir. Yüzünüzü yıkarken de sıklıkla hatalar yapabiliyor ve istemeden de olsa cildinize zarar veriyor olabilirsiniz. İşte yüz yıkarken sıklıkla yapılan 7 hata...



Yanlış su sıcaklığı
Su sıcaklığını çok sıcak olacak bir şekilde ayarlarsanız yüzünüzdeki derinin kurumasına ve soyulmasına yol açabilirsiniz. Çok soğuk su ise yüzdeki kiri ve makyajı iyi bir şekilde temizlemez. Yüzünüzü ılık su ile yıkamak en doğrusu olacaktır.



Havlu temizliği
Yüzünüzü kurulayacağınız beze ya da havluya dikkat edin. En son ne zaman yıkadığınıza ve üstünde makyaj kalıntılarının olup olmadığına göz atın. Yüzünüzü her yıkadığınızda havlunun bir tarafını kullanın ve sık sık havlunuzu yıkayın. Havlunuzu yumuşak bir dokuda seçin. Sert ve kalın havlular yüzünüzü tahriş edebilir.



Yüzü fırçalamamak
Yüzünüzü nazikçe ve derinlemesine temizlemek istiyorsanız kesinlikle yüz temizleme fırçalarından yararlanabilirsiniz. Yüz temizleme rutininde sadece ellerinizi kullanarak temizlemek yeterli olmayabilir. İnce kıllı fırçalar kullanarak yüzünüzün daha temiz olmasını sağlayabilirsiniz.



Nemlendirmemek
Yıkadıktan sonra cildiniz kuru kalabilir. Bu yüzden yüzünüzü mutlaka cilt tipinize uygun nemlendirici ile nemlendirin.



Takıları çıkartmamak
Elinizdeki yüzük veya bileklik yüzünüzü yıkarken tahrişe ve kızarıklığa sebep olabilir. Bu yüzden yüzünüzü yıkamadan önce yüzük veya bilekliğinizi bir kenara koymayı ihmal etmeyin.



Cilt tipinize göre farklı teknikler uygulamamak
Cilt tipinizi tanıyarak hangi teknikte yüzünüzü yıkamanız gerektiğini öğrenin. Yağlı, kuru ve hassas ciltler için farklı yüz temizleme teknikleri vardır. Öncelikle cilt tipinizi analiz etmelisiniz.



Kimyasallarla temizlemek
Temizleyici olarak aldığınız birçok üründe cildinize zarar verebilecek kimyasallar bulunur. Ürünlerin etiketlerini okumayı, doğal içerikli olanları almayı alışkanlık haline getirmelisiniz.

Kaynak fotoğraflar: iStock
kaynak:http://www.hurriyet.com.tr/mahmure/